İyi bir okul nasıl olmalıdır?

Bir okuldan ne beklersiniz?

 

Sanırım çoğu kişinin cevabı “Türkçe, matematik, fen bilgisi, sosyal bilgiler gibi temel eğitim alanlarında iddialı olması” şeklinde olurdu. Yani okulun akademik başarısı öne çıkartılırdı.

Peki bu alanlarda iddialı olmak nasıl bir şey?

Yani öğrencileri güzel hikâyeler ve kompozisyonlar mı yazabilmelidir?

Laboratuvarlarında testler mi yapabilmelidir?

Problem kurup beş değişik yolla çözümü sağlayacak matematik becerisine mi sahip olmalıdır?

Ülkesini, coğrafyasını ve tarihini, hikayesi ile birlikte anlatabilmeli midir?

Yoksa, tüm bu branş derslerini, çoktan seçmeli test sınavında en çok doğru ve en az yanlışla çözme “başarısı” mı göstermelidir?

Belki de, sizin için iyi okul bir yabancı dili, özellikle İngilizceyi öğretme başarısı gösteren okuldur.

Peki, ya diğer “akademik olmayan” branş derslerine dair bir beklentiniz var mıdır iyi okuldan? Olimpik yüzme havuzu olan, şahane spor kompleksine sahip olan okul mudur “iyi” olan? Kuyruklu piyanonun arzı endam ettiği, donanımlı müzik odalarında verilen müzik dersleri, bir atölye havasındaki görsel sanatlar sınıfları, etkileyici kütüphaneler…

Okul kalabalık bir mekan mıdır sizin için? Mesela kaç öğrencisi olmalıdır en az? Beş yüz mü, bin mi?. Peki elli veya yüz öğrencili bir okul hakkındaki düşünceniz nedir?

Yanıtlarınız farklılıklar içerebilir elbette. Ancak ülkemizde, ebeveynlerin büyük bir kısmı, çocuklarını “akademik” olarak iddialı okullara göndermeyi tercih etmektedirler. Bu benim çocukluğumda da böyleydi, şimdi de böyle. O zamandan beri çok yıllar geçti. Ancak hala bilim ve teknoloji alanında gelişmiş ülkelerin ortalama başarısına erişemedik. Neredeyse 50 yıldır, çocuklarımız canhıraş akademik eğitimin yükünü sırtlarında taşıyorlar. Ancak tüm bu çabalardan tek elde edebildikleri, daha yüksek test puanı ile yüksek puanlı okullara giriş avantajı. Yaşamın kendisine dair fazla bir şey vaat etmeyen bir “akademik başarı” anlayışımız var.

İngilizceyi artık öğrenebilir olduk. Eskiden yabancı okullar dışında yabancı dil öğretebilme başarısı gösterebilen özel okullar yoktu. Ama artık çocuklarımız öğrenebiliyorlar. Sadece çocuklarımız değil biz de öğrenebiliyoruz.  Belki bu da, daha ziyade okul başarısı değil çok dilli ortamlara ve okul dışında dil öğrenme seçeneklerine çok daha fazla sahip olmamızdandır; ne dersiniz?

“Akademik olmayan branş” dersleri eskiden yok sayılırdı. Şimdi varsayılıyor; ancak, daha ziyade gösteriş olarak. Zira o olimpik havuzlar, özel okullar için “müşteri çekme” temel fonksiyonuna sahipler. Çocuklar yüzme becerilerini geliştirmek için pek faydalanamıyorlar. Bir de hafta sonları yüzme kursları için kiralanarak ek gelir sağlıyorlar. Elbette ki kuyruklu piyano da benzer bir işleve sahip.

Okulun kalabalık olması mevzuu bana ait bir önyargıymış;  yeni fark ettim. Bütün çocukluğum ve ergenliğim hatta gençliğim kalabalık okullarda geçti. Benim için okul kalabalık bir yerdi. Tenhasını görmediğim için butik okul, okul tanımıma uymuyordu.

Çağla koleji ile tanışıncaya dek, bu önyargımı idrak dahi edebilmiş değildim.

Aslında her şey şöyle başladı:

Biraz hareketli ve kendine özgü tarzı ve farklılığı olan oğlum, dördüncü sınıfa kadar yukarıda sorguladığım ilk kategorideki bir özel okulda öğrenim gördü. Kalabalık zincir okul, olimpik havuzlar, uluslar arası eğitim bağlantıları, akademik hedefler... Ortaokula geçince okulunu değiştirmek istedi. İsteğine uyduk ve ona yeni bir okul arayışı içine girdik. Ancak “akademik” okullar camiasında kendimizi kabul ettirebileceğimiz okullar bulmakta zorlandık.

Deneyimli pedagogumuzun önerisi ile Çağla Koleji’nin kapısını çaldık.

Butik okul kavramı benim zihnimde bir yere sahip değildi. Tanımsızdı ve okul olarak adlandırmakta zorlandım. İlk başta, çocuğumu bir okula gönderip göndermediğimi dahi sorguladım: “Yani şimdi 11-12 kişilik sınıflarda, 50-100 kişilik bir okulda… yani bu ölçekte bir kurum “okul” olur mu?, gibi düşünceler dolandı durdu zihnimde.

Sonrasında, bütün bu önyargılar, hiçbir dayanağı kalmadığı için yerle bir oldu. Çağla koleji “okul” kavramına ilişkin önümde yeni bir ufuk açtı.

Küçük okulun küçük bir yüzme havuzu var. Ama oğlum her hafta yüzüyor, önceki olimpik havuzlu okulda bu imkanı ayda bir kullanabiliyordu. Hem keyif aldı hem de yüzmesini geliştirdi. Sevgili beden öğretmeni Rıdvan Arslantepeli beden eğitim dersini öyle güzel verdi ki, akşamları egzersizleri evde tekrarlamaya başladı. Oldukça etkileyici buldum. Oğlumdan daha önceki okulunda böyle bir şey görmediğim gibi, kızımda da hiç tecrübe edinmemiştim. Düşünsenize “beğenmediğiniz” beden eğitimi dersi performansını çocuğunuz eve getiriyor. Etkileyici!

Müzik öğretmeni, evde piyano çalan oğlumu okulun perküsyon grubuna aldığını söyledi. Hımm çok iyi. Drama ayrı bir ders ve o da diğerleri gibi ciddiyetle veriliyor: özel branş öğretmeni var, geçiştirilmiyor. Görsel sanatlar dersi de öyle.

İngilizce çok iyi öğretiliyor; oldukça iyi Türk ve yabancı öğretmenleri var. Tuğba Tönel öğretmenimiz harika bir öğretmen, oğlum çok seviyor öğretmenini. Orta birinci sınıfın en ağırlıklı dersi İngilizce olduğu için, sınıf öğretmenleri de İngilizce öğretmeni. Çocuklarla her bakımdan ilgileniyor. Doğrudan ve çok sıcak bir sevgisi var; akademik olarak da güçlü. Çocuklar için büyük bir şans. Ya İspanyolca dersine ne demeli? Bizim oğlan, evde İspanyolca konuşmaya başladı bile. Çok seviyor İspanyolcayı…

Peki, “akademik” dersler nasıl? Öğretmenlerin hepsi yetenekli ve işlerini severek yapıyor. Hiçbiriyle iletişim sorunu yaşamadığım gibi, oldukça ilgililer. Evet laboratuvarlarında test de yapıyorlar. Temel branş derslerinde projeler de geliştiriyorlar. Bu okulda her ne yapıyorlarsa, sahiden yapıyorlar; mış gibi yapmıyorlar. Sanırım en çok bundan etkilendim.

Galiba bu kurumda herkes biraz esnek. Yani kimse gergin ve stresli görünmüyor. Velilere ve öğrencilere de yansımış bu duygu. Herkes birbirine karşı hoşgörülü ve sevecen.

Rehber öğretmenimiz çok ilgili. Aslında öğretmenler, müdür, müdür yardımcısı hepsi çok ilgili. Burnu havada bir “kurumsallık” zırhı arkasına saklanmayan sahici insanlarla, öğretmenlerle muhatap olduk bu okulda. Kısaca, hem mesut hem bahtiyar olduk.

Benim, Çağla Koleji’ni tanıyana kadar iyi okulla ilgili bir tanımım vardı elbette. Ancak Çağla Koleji’nden sonra bu tanımımı bazı bakımlardan revize ettim. Artık iyi okul Çağla Koleji gibidir, diyorum.

Çok teşekkür ediyorum, sevgili öğretmenlerime, okul yöneticilerine ve tüm çalışanlara.

Çağla Kolejlerinin çoğalması dileğimle

14.01.2019

Hülya Uygun

Veli